Herkesle Aynı İnterneti Mi Kullanıyoruz? İnternette Kendi Dünyamızdan Kurtulmak

Hepimiz, şu an kendi yarattığımız arama baloncukları içerisinde, kendi internetimizi oluşturuyoruz. Peki yaşadığımız bu “Filter Bubble Sendromu” denilen şey nedir?


Sosyal medyanın ve internet arama motorlarının gelişmesi ile birlikte, insanların bilgi edinmesi, bilgiye ulaşması çok kolay bir hale geldi. Online dünyada en çok kullandığımız Google, Facebook gibi platformlar, telefonlarımıza yüklediğimiz uygulamalar, kullanıcıları hakkında inanılmaz datalar toplamaya başladı. Bu dataların çalınması, bilgilerimizin güvenliği üzerine yaşadığımız korkular hakkında çok fazla endişe duyulmasına rağmen, bu datalarla oluşturduğumuz kendi sanal dünyamızın ne kadar farkındayız?

Online platformların sizin hakkınızdaki geçmiş dataları bünyesinde tutarak, daha sonraki aramalarınızda ilgilendiğinizi düşündüğü sonuçları size göstermesiyle yaratılan kişiye özel internet evrenine Filter Bubble deniyor. İnternette bir alışveriş sitesinde halılara baktıktan sonra, girdiğiniz her sitede halı görmeniz, tam da araba almayı düşünürken, ne hikmetse Facebook’ta hep araba içeren paylaşımları görüyor olmanız rastlantı değil. Kişiye özel internetimizde, futbol ile ilgilenen bir kişi örneğin arama çubuğuna “Deniz” yazdığında “Deniz Yılmaz” olarak tanımlarken, siyasetle ilgilenen bir kişi “Deniz” yazdığında, “Deniz Gezmiş” olarak tamamlayabilir. Yaptığımız geçmiş aramalar, gelecekte yaptığımız aramaları otomatik olarak etkiler.

Google aramalarında, adını kurucu ortağı Larry Page’den alan ve PageRank denilen bir algoritma kullanıyor. Ancak Google, 4 Aralık 2009 tarihinde, kişiye özel arama sonuçları için yeni bir algoritma daha kullanacağını duyurdu ve o zamandan beridir arama sonuçlarımız bu iki algoritmanın karmasıyla oluşturuluyor.

Google, kişiye özel internet aramaları algoritmasında, sayısını ve ne olduklarını açıklamadığı çeşitli veriler kullanıyor. (Pariser’e göre, 57 tane var) Bu veriler, aramaları nereden yaptığınız, daha önce neleri tıkladığınız, arkadaşlarınızın kimler olduğu gibi kriterleri içeriyor. Elbette ki bunlar sadece başlangıç. Google, hangi tarayıcı ve ne tip bir cihaz kullandığınızın bilgisine de sahip. Hatta, konum servislerinden ve aramalarınızın yapıldığı lokasyon verilerinden yola çıkarak, ne sıklıkla seyahat ettiğinizin bilgisine de. Tüm bu datalar, Google’ın sizin aradığınız sonuçların aslında ne olduğu konusunda fikir edinmesine yardımcı oluyor.

Google, sahip olduğu gücün ve sorumluluğun bilincinde gibi görünüyor. Kişisel bilgilerin güvenliğine çok önem veren kuruluş, en çok güvenilen şirketlerin başında geliyor. Kullanıcılarının, arama sonuçlarının efektifliğine önem verdiğine dikkat çeken kuruluş, interneti sadece kullanıcılarının ilgi alanlarına yönelik hedeflemek yerine, ilgi alanlarının dışında birkaç linkle onların ufkunu genişletmeye çabalıyor.

Facebook’ta ise, gerçekleştirdiğiniz her aktivite, yani bir linke tıklamak, bir fotoğrafı beğenmek vs. gibi şeyler “Edge” diye isimlendiriliyor ve haber kaynağınızda görüntülenecek postlar “EdgeRank” isimli algoritma ile belirleniyor. Bu algoritmada, hangi Edge’in ne kadar ağırlığı olduğu gizli bir kriterle belirleniyor. Ancak, yeterince ilişki kurmadığımız kişilerden, daha az gönderi alıyoruz. Facebook, ayıp olmasın diye ekleyip sonrasında Facebook üzerinde hiçbir etkileşimde bulunmadığımız iş arkadaşlarımızın gönderilerini, bize git gide daha az gösterip sonunda o kişinin tüm gönderilerini sayfamızda bloklayabiliyor. Siz de o kişinin artık paylaşım yapmadığını varsayabiliyorsunuz. Bu durum, gönderilerinizin etki alanlarını etkiliyor. Aslında Facebook’ta 500 arkadaşınız varken, sizden haberdar olan sadece 50 kişi olabiliyor. Gönderilerinizi kimin görüp kimin görmediğini bilmenizin ise, imkanı yok.

Arkadaşlarınızın arkadaşları, mail attığınız, telefonla aradığınız, herhangi bir şekilde iletişim kurduğunuz kişiler, tanıyor olabileceğiniz kişiler şeklinde size gösterilirken, ilgi alanlarınız, katıldığınız gruplar, beğendiğiniz sayfalar, yer bildirimi yaptığınız lokasyonlar ise, size hangi reklamların gösterileceği konusunda belirleyici kriterler oluyor.

Tabii ki bunları yapan sadece Google ve Facebook değil. Amazon, Netflix, Pandora gibi birçok şirket, kişilere ilgi alanlarına yönelik daha çok içerik sunan filtrelemeler uyguluyor. Twitter, takip ettiğiniz kişilerin tweet’leri konusunda herhangi bir filtreleme uygulamasına gitmezken, takip ettiğiniz ve RT ettiğiniz hesaplardan ilgi alanlarınızı hedefleyerek, promosyonlu gönderileri ve hesaplarını hedef kitlelerine gönderiyor.

Mobil internet kullanımının yaygınlaşması ile direkt lokasyonlarımızı paylaşma sıklığımız artıyor. Bu durumda nerede, hangi arkadaşlarımızla olduğumuz, hangi alışveriş merkezine, hangi restorana gittiğimiz gibi datalar, arama algoritmalarının bizim neyi görmek isteyip istemeyeceğimize karar verme sürecini etkiliyor.

Geçmiş aramaların gelecekteki aramaları etkiliyor olması, firmalar açısından doğru müşterilere ulaşma konusunda da etkili oluyor. Facebook ve Google, hatta içeriklerinde herhangi bir filtre uygulaması olmamasına rağmen Twitter bile, kullanıcıların ilgi alanlarına yönelik reklam modelleri ile firmaların istedikleri hedef kitlelerine reklam göstermesine olanak sağlıyor. Teknoloji geliştikçe, kişisel hedeflemenin gücü daha da artıyor. Yeni pazarlama dünyasında insanlar, kendileri için kişiselleştirilmemiş, duygusal bağ kurmadıkları şeyleri tüketmeme eğiliminde oluyorlar. Kişisel hedefleme ve bireysel pazarlama, giderek gelişen bir iş alanı haline geliyor. Şirketler, kişiselleştirme motorlarını lisanslayarak, bankalar, müzik şirketleri, emlak ve reklam şirketleri gibi kuruluşlara pazarlayabiliyor. Bu durumda, SEO, Google ve Facebook reklam çalışmalarında doğru hedeflemeleri doğru içeriklerle ön plana çıkarmak Filter Bubble’ı firmalar için bir pazarlama cennetine dönüştürebilir.

Filter Bubble, bir şekilde ilgi alanlarımızla ilgili daha etkili ve doğru aramalar yapmamızı sağlasa ve şirketler için mükemmel pazarlama araçları olsa da, bir müddet sonra internette kendi dünyamızda yaşamamıza sebep olarak, karşıt görüşleri, farklı bakış açılarını görmezden gelmemize neden olabilir. İnternetin bize sürekli duymak ve görmek istediklerimizi ulaştırması, kişisel gelişim, genel kültür ve farkındalık açısından uzun vadede sıkıntılar oluşturabilir.  Filter Bubble içerisinden çıkmak için, tarayıcı geçmişinizi zaman zaman silip sitelerin çerez bırakmasına izin vermemek, haberleri Facebook ya da Google News yerine, içerik filtrelemesine kesinlikle gitmeyen Twitter’dan takip etmek gibi seçenekler kullanılabilir.

 

Firdevs Sevda Gürkoyun

Sosyal Medya Uzmanı