Yapay Zeka Teknolojisi Gerçeğin Yerini Tutabilir mi?

Markaların pazarlama stratejilerinde yaygınlaşan yapay zeka kullanımının, insan gücü ve makine arasındaki dengeyi sağlayıp sağlamayacağı merak ediliyor…


Sadakat yaratabilmek veya marka inşa edebilmek için yapay zeka kullanabilir miyiz? Bir bireyin düşünce biçimini, sürekli olarak değişebilen koşulları ve problemlere uygun çözümleri hızlı bir şekilde üretebilmek bir makine ile mümkün mü? u sorular özellikle son zamanlarda sıklıkla gündeme geliyor.

Bilindiği gibi insan beyni ve yapay zeka arasındaki en büyük fark: Empati eksikliği. Yapay zekanın tıpkı bir insan gibi empati kurması şimdilik pek olası görünmüyor; fakat teknoloji ve toplumun iç içe geçmesi yeni fırsatları da beraberinde getiriyor. Tüketiciler arasında “Şimdi ve Burada” tutumunu doğuran modern beklentiler, pazarlamacıların iş yükünü artırdı. Yapay zeka sayesinde büyük veri kümeleri tüketicilere daha hızlı ve daha verimli bir şekilde değer sunuyor. Bu da markalar için güzel bir fırsat anlamına geliyor.

En Önemli Nokta: Dengeyi Bulmak

Peki, bir marka müşterisini tam anlamıyla tatmin edemediğinde yapay zeka ne yapabilir? Burada karşımıza çıkan en önemli nokta ise, yapay zekayı benimsemek. Bunun da yolu teknolojiyi tamamen belirli müşteri davranışlarına odaklamak ve işi ne zaman gerçek insanlara bırakacağını anlamaktan geçiyor. Markanın bütün problemlerini elbette çözemeyecek olan yapay zeka, doğru kullanıldığında bazı yükleri hafifletmeye yardımcı olabilir. Uygun kullanımla tüketicilerle marka arasındaki bağı sağlamlaştıracak olan bu teknoloji, suistimal edildiğinde tam tersine de sebep olabilir. Dengeyi bulmak, bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta olarak karşımıza çıkıyor.